İrem Sakaoğlu

VISUAL ARTIST • DESIGNER

Hakkında

EN  /  TR

İrem Sakaoğlu

Görsel Sanatçı · Tasarımcı

Biyografi

İrem Sakaoğlu; dijital sanat, resim, karma malzeme ve nesne temelli üretimler arasında çalışan Türk görsel sanatçı ve tasarımcıdır.

Çizim, yaşamının çok erken dönemlerinden itibaren Sakaoğlu’nun dünyasının bir parçası olmuştur; iki buçuk yaşında yaptığı resimlerden oluşan ilk dosyaları bugün hâlâ kişisel arşivinde bulunmaktadır. Uludağ Üniversitesi Güzel Sanatlar Eğitimi programına birincilikle kabul edilmiş ve 2002 yılında mezun olmuştur.

Mezuniyetinin ardından tekstil sektöründe desen tasarımcısı olarak çalışan Sakaoğlu, daha sonra kendi sanat atölyesini kurmuş; burada çocuklarla resim çalışmaları yürütmüş ve öğrencileriyle sergiler gerçekleştirmiştir. 2009 yılından bu yana mimari tasarım alanında da çalışan Sakaoğlu; konut, iç mekân ve mobilya tasarımından bunların uygulamasına uzanan farklı ölçeklerde projeler üretmektedir.

Sakaoğlu için bu alanlar birbirinden ayrılmış yaratıcı kimlikleri temsil etmez. Resim, dijital görüntü üretimi, mimari, mobilya ve fiziksel malzemelerle çalışmak aynı temel dürtüden doğar: henüz var olmayan bir şeyi düşünmek ve ona biçim vermek.

Bugün bağımsız sanat pratiğini yeniden profesyonel yaşamının ön planına taşıyan Sakaoğlu, fiziksel ve dijital üretim arasında herhangi bir hiyerarşi kurmadan çalışmalarını sürdürmektedir.


Sanatçı Metni

Çalışmalarım önceden belirlenmiş bir tema ya da bir seri oluşturma niyetiyle başlamıyor. Bir görüntü; okuduğum, gördüğüm veya yaşadığım bir şeyden doğabileceği gibi, zihnimde beklenmedik biçimde beliren bir düşünceden de ortaya çıkabiliyor.

Bir fikir geldiğinde çoğu zaman daha çalışmaya başlamadan görüntünün büyük bölümünü bir bütün olarak görebiliyorum. Ancak bu ilk görüntüyü değişmez bir plan olarak kabul etmiyorum. Üretim başladığında eserin değişmesine, ilk fikirden uzaklaşmasına ve kendi yönünü bulmasına izin veriyorum.

Fantastik edebiyat, mistisizm, doğaüstü olan, bilim ve teknoloji, doğa ve hayvanlar görsel dünyamı besliyor. Açıklanamayan ya da tanıdık olanın hemen ötesinde kalan şeyler beni her zaman çekti. Ejderhalar, tavşanlar ve kurtlar; anonim insan figürleri ve hayali varlıklarla birlikte çalışmalarımda tekrar tekrar karşıma çıkıyor. Bunların benim için kişisel çağrışımları var; ancak izleyici için anlamlarını sabitlemek istemiyorum.

Bir görüntünün içine yerleştirdiğim hiçbir şey bütünüyle rastlantısal değil. Fakat eser görüldüğü andan itibaren taşıdığı anlam artık yalnızca bana ait değil. Her izleyici eserin karşısına farklı bir hafıza, geçmiş ve iç dünyayla geliyor. Birinin çalışmamın karşısında ne hissetmesi gerektiğine ben karar vermek istemiyorum.

Renkle ilişkim de benzer şekilde gelişiyor. Konu gizemli, yabancı veya doğaüstü olsa bile canlı renklere yöneliyorum. Gizemin mutlaka karanlığın içinde var olması gerektiğini düşünmüyorum. Konu ile renk arasındaki bu ilişki benim için kurgulanmış bir karşıtlıktan çok içgüdüsel.

Fiziksel bir fırçayla yapılmış resim ile dijital kalemle çizilmiş bir çalışma arasında sanatsal değer açısından bir ayrım yapmıyorum. Yağlıboya, dijital araçlar, ahşap veya kullandığım diğer malzemeler, bir düşüncenin biçim kazanmasını sağlayan farklı araçlar. Araç değişiyor; yaratan kişi değişmiyor.

Bir eserin tamamen bittiğini hissetmek benim için kolay değil. Ancak bir noktada o eserin üretildiği an sona eriyor. Bundan sonra aylar sonra geri dönüp onu düzeltmiyorum. Daha sonra farklı yapacağım bir şey görürsem, o bilgi bir sonraki çalışmaya ait oluyor. Önceki eser ise onu yaptığım zamanki halimin bir kaydı olarak kalıyor.

Benim için üretmek yaşamdan ayrı bir faaliyet değil. Fiziksel olarak hiçbir şey yapmıyor olsam bile zihnim çoğu zaman bir şey kuruyor: bir görüntü, bir nesne, bir mekân ya da henüz var olmayan bir olasılık. Yaratmak yalnızca yaptığım bir şey değil; dünyayı anlama ve onun içinde var olma biçimim.